7 Pink Floydlar ve 2 Prenses_soundcheck + backstage from 7 Pink Floydlar ve 2 Prenses on Vimeo.
3 Şubat 2011 Perşembe
25 Mart 2010 Perşembe
7pf2p, Ankara Dib Sahne (13 Mart 2010)
Zannetmeyin ki boşluyoruz burayı. Bir önceki Bronx konserini yeni prenses Ceren Hanım yazacaktı, ancak teknik aksaklıklar nedeniyle yazısını yayınlayamadı. Biz de yayınlanamayan yazının üzerinden atlayarak Ankara'ya gittik, geldik.
Deplasman konserlerimiz biraz lanetli oluyor bizim, henüz ne Ankara'da, ne de İzmir'de iki prenses olarak sahneye çıkmışlığımız yok, Ankara'nın bir kere saksafon solosu duymuşluğu var bir tek. Bu konserde lanetin bozulmasını ümit ediyorduk, ama hem prenses, hem Emir bronşit olunca yine boynumuz bükük kaldık.
Hem gelirken hem giderken kuzu kuzu etler ve kaymaklı tahinli kabak tatlıları yemek için yolumuzu biraz uzattık, ama değdi. Yolculuk esnasındaki seviyesizlikler rutin zaten, değinmiyorum bile, düşünün artık. Ama dönüşte, sevgili gitaristimiz Taha'nın öğle vakti kurduğu cümle sanırım bütün yolculuğu özetledi: "Aaa aya bakın... Aaaa, güneşmiş o ya..."

Ve konser, tabii ki çok keyifliydi. Sahnede olmak, Pink Floyd çalmak zaten keyifli, karşınızda sizinle beraber söyleyen bir kalabalık olduğu zaman daha da güzelleşiyor her şey. Daha önce Taha da söylemişti, ben de bizzat yaşamış bir insan olarak söyleyebilirim ki, Ankara sahnesi hastalık falan dinlemiyor, bir saat önce ayakta duramayacak haldeyken, konser başlayınca sahnede kendinizi hoplayıp zıplarken buluyorsunuz. Öyle bir enerji birikiyor ki, konser sonrasında Purple Rain söylemeye bile kalıyor.
Topyekün Ankara'ya bu konser için teşekkür ederken, duyurmayı bir borç biliriz ki: 1 Nisan'da resmen Babylon'dayız. Geliniz, geldiriniz:)
Deplasman konserlerimiz biraz lanetli oluyor bizim, henüz ne Ankara'da, ne de İzmir'de iki prenses olarak sahneye çıkmışlığımız yok, Ankara'nın bir kere saksafon solosu duymuşluğu var bir tek. Bu konserde lanetin bozulmasını ümit ediyorduk, ama hem prenses, hem Emir bronşit olunca yine boynumuz bükük kaldık.
Hem gelirken hem giderken kuzu kuzu etler ve kaymaklı tahinli kabak tatlıları yemek için yolumuzu biraz uzattık, ama değdi. Yolculuk esnasındaki seviyesizlikler rutin zaten, değinmiyorum bile, düşünün artık. Ama dönüşte, sevgili gitaristimiz Taha'nın öğle vakti kurduğu cümle sanırım bütün yolculuğu özetledi: "Aaa aya bakın... Aaaa, güneşmiş o ya..."
Ve konser, tabii ki çok keyifliydi. Sahnede olmak, Pink Floyd çalmak zaten keyifli, karşınızda sizinle beraber söyleyen bir kalabalık olduğu zaman daha da güzelleşiyor her şey. Daha önce Taha da söylemişti, ben de bizzat yaşamış bir insan olarak söyleyebilirim ki, Ankara sahnesi hastalık falan dinlemiyor, bir saat önce ayakta duramayacak haldeyken, konser başlayınca sahnede kendinizi hoplayıp zıplarken buluyorsunuz. Öyle bir enerji birikiyor ki, konser sonrasında Purple Rain söylemeye bile kalıyor.
24 Ocak 2010 Pazar
Babylon sonrası, Bronx Pi öncesi...
Cem Beyler daha önce burayı biraz boşladığımızdan, hele bir de twitter devreye girince adeta unuttuğumuzdan bahsetmişler. Yalandır efendim, twitter ile alakası yoktur, düpedüz üşenmekteyizdir. Prova sayılarımızın ve dolayısıyla bir araya gelişlerimizin sayıca azlığı da buna temel oluşturuyor olabilir, ancak, evet, asıl neden üşengeçlik.

Babylon'da kendi açımızdan oldukça keyifli bir konser verdik yine. Diğer konserlerimize göre nispeten daha kısıtlı bir vaktimiz vardı, bu da playlist oluşturmayı oldukça zor bir hale getirmişti, yine de çalamadığımız şarkıların acısını sanırım partide grup halinde zıplayarak çıkarmış olmalıyız. Güzel konser, eğlenceli parti, oho, 7pf2p daha ne istesin...

Şunu istesin; üyeleri mutlu olsun, aralarına yeni Pink Floydlar karışsın. Çağrı Beyazyürek bir bebek beklentisiyle aramızdan ayrıldı, biz ise arkadaşımız aramızdan ayrılıyor diye üzülsek mi, yoksa 7 amcalar ve 1teyze olduk diye sevinsek mi bilemedik:) Güzel doğsun, sağlıklı sağlıklı büyüsün, hep mutlu olsun!
Bu acı-tatlı haber sonrasında şunu da istesin; grubun kişi sayısı azalmasın hep artsın. Büyük prenses-küçük prensesten sonra, şimdi bir de yeni prensesimiz var; Ceren Deral. Hoşgelişler ola!
Konsere 4 gün kaldı, Bronx Pi'de görüşmek üzere!!

Şunu istesin; üyeleri mutlu olsun, aralarına yeni Pink Floydlar karışsın. Çağrı Beyazyürek bir bebek beklentisiyle aramızdan ayrıldı, biz ise arkadaşımız aramızdan ayrılıyor diye üzülsek mi, yoksa 7 amcalar ve 1teyze olduk diye sevinsek mi bilemedik:) Güzel doğsun, sağlıklı sağlıklı büyüsün, hep mutlu olsun!
Bu acı-tatlı haber sonrasında şunu da istesin; grubun kişi sayısı azalmasın hep artsın. Büyük prenses-küçük prensesten sonra, şimdi bir de yeni prensesimiz var; Ceren Deral. Hoşgelişler ola!
Konsere 4 gün kaldı, Bronx Pi'de görüşmek üzere!!
Etiketler:
7 pink floydlar ve 2 prenses,
7pf2p,
Bronx Pi,
konser,
prenses
25 Aralık 2009 Cuma
Bir yerlerde bir bulog vardı!
Kabul ediyorum biz bu buluog'u biraz boşladık. Twitter'da tivitleme falan derken blogun pabucu dama atılmış olabilir.
Neyse...
Bu arada neler oldu?
19 Kasım'da Bronx-Pi Sahne'de konserdeydik. Sağolsun 7pf2p dinleyicileri bizi yalnız bırakmadı. 3 saati aşan (konser sonlarına doğru herkeste bir yorgunluk, esneyenler, gözleri kapananlar...) bir konser iyiydi hoştu ama sonrası biraz bizi üzdü. Grubun salt çoğunluğu "domuz gribi"yle cebelleşti. 2-3 hafta yatanlar, aksıranlar, tıksıranlar, ateşler, kendin parasetamole ve tamiflu'ya verenler...
Bunu da atlattık ama.
Domuz gribi sonrası yapılamayan bir kısım prova ve bu nedenle yenemeyen kuru fasulyeler, işler güçler derken bir baktık 26 Aralık Babylon Konseri gelmiş!
7pf2p'yi konserlerde takip edenler hatırlayacaktır. 2 yıldır Babylon'da Aralık'ın son haftasında konser veriyoruz. Geleneksel gibi bir şey oldu bu yani.
Cumartesi akşamı görüşemezsek tüm floydianlara güzel bir yıl diliyoruz.
Ama tabii ki gelenlerle Babylon'da görüşmek üzere!
26 Aralık Cumartesi, Babylon, Saat: 21:30
Görüşmek üzere
Neyse...
Bu arada neler oldu?
19 Kasım'da Bronx-Pi Sahne'de konserdeydik. Sağolsun 7pf2p dinleyicileri bizi yalnız bırakmadı. 3 saati aşan (konser sonlarına doğru herkeste bir yorgunluk, esneyenler, gözleri kapananlar...) bir konser iyiydi hoştu ama sonrası biraz bizi üzdü. Grubun salt çoğunluğu "domuz gribi"yle cebelleşti. 2-3 hafta yatanlar, aksıranlar, tıksıranlar, ateşler, kendin parasetamole ve tamiflu'ya verenler...
Bunu da atlattık ama.
Domuz gribi sonrası yapılamayan bir kısım prova ve bu nedenle yenemeyen kuru fasulyeler, işler güçler derken bir baktık 26 Aralık Babylon Konseri gelmiş!
7pf2p'yi konserlerde takip edenler hatırlayacaktır. 2 yıldır Babylon'da Aralık'ın son haftasında konser veriyoruz. Geleneksel gibi bir şey oldu bu yani.
Cumartesi akşamı görüşemezsek tüm floydianlara güzel bir yıl diliyoruz.
Ama tabii ki gelenlerle Babylon'da görüşmek üzere!
26 Aralık Cumartesi, Babylon, Saat: 21:30
Görüşmek üzere
20 Kasım 2009 Cuma
tweet mweet
arkadaslar inanir misiniz, tweet olayina girdik. ustelik su an konserdeyiz, ona ragmen, dusunun ne kadar hevesliyiz:) itinayla ekleyiniz: http://www.twitter.com/7pf2p
24 Ekim 2009 Cumartesi
Tekrar Babylon, Tekrar Dib Sahne
Araya yaz tatilinin, akabinde de yine yaz tatili kaynaklı rehavetin girmesiyle biraz ihmal ettik buraları, farkındayız. Ama iyi niyetliyiz, üşengeciz ama bu üşengeçlikle bile bir şekilde toplanıp çalışma yapabiliyoruz, konser verebiliyoruz. Bence bu da bir başarı.
Aslında Babylon konserinden belki de benim bahsetmemem gerekiyor, zira konserin yarısında yoktum başka bir yerdeki başka bir konser nedeniyle. Tarihler belli olduğunda içimden kozmik düzene nasıl küfrettiğimi herhalde tahmin edebilirsiniz, iki gruba da optimum yararı sağlayabilmem adına ancak böyle bir çözüm bulabilmiştik. Binbir dua ve yalvarmayla zamanlamaları tam tutturmaya çalışan bendeniz ("Hmm, şimdi ilk konsere şu saatte başlasak, 7pf2p de başlamadan bi 15 dakika oyalansa, ulan Shine On'a bile yetişirim"), sahneden indiğimde saatler 10:52yi gösteriyordu. Soundcheckler arasında denemiştim, bir mekandan diğer mekana hızlı yürüyerek on dakikada varıyordum; koşarak 6 dakikada vardım:)
Bu tabii işin kişisel boyutu. Babylon'a ulaştığımda yeni ara verilmişti, 7pf2p üyeleri ve arkadaşları Babylon'un ufacık kulisine doluşmuştu-7pf2p kulisi nasıl oluyor diye merak edenler için ileride bir örnek göstereceğim, rahat olun.
Nefes nefese ama mutlu bir şekilde sahneye çıktım; diğer grup üyeleri de anlamadığım bir şekilde fazlasıyla keyifliydi. Şarkıya girince anlaşıldı ki önümüzde inanılmaz güzel bir kalabalık vardı; söylediğiniz şarkıyı sizinle beraber söyleyen, müziğin her anını hissettiğini bildiğiniz... Sahne-izleyici ayrımı yoktu, hep beraberdik, keyifle çalıp söylüyorduk. Sahneden insek mi inmesek mi derken (her konserde diyoruz bunu, pek inandırıcı gelmese de size), sahnede kaldık, ve hatta ilk defa hepimiz aynı anda selam vermeyi başardık:)
Peki Ankara'da ne yaptık? Şimdi, öncelikle belirteyim ki; 7pf2p turnelerde çok seviyesiz bir gruba dönüşebiliyor. Yani sahne dışında gördüğünüzde şaşırmayın, baya iğrençleşebiliyoruz. İkincisi, bir gün tam kadro deplasmana çıkabileceğimize inancım sonsuz; yine de büyük konuşmamak lazım. Üçüncüsü; 7 Pink Floydlar ve 2 Prenses'in resmi şarkısı Prince'ten Purple Rain'dir, her konserden sonra çalınması ve bir ağızdan bağırarak söylenmesi farzdır.
İlginçtir, hiç gecikmeden çıktık yola, sanırım bunda artık grubun çoğunun Anadolu yakasında ikamet etmesinin ve Çağlayan'da başlangıç yapacak sayının azalmasının etkisi de var. Akustik gitar bu sefer ortaya çıkmadı, çıktığında da çok kısa ortalıklarda kaldı, hala şükrediyorum. Zaten bir kısmımız için yol uykuyla eş anlamlıydı, geri kalanımız da diğer turnelere göre nispeten seviyeli bir yolculuk geçirdi. Yine de, sonlara doğru akustik gitarın hortlar gibi yapması, aslında bize kimi mesajlar veriyor gibiydi...
Soundcheck, Tolga'nın gelişi, Biletix'e ulaşma çabaları, BigMac falan derken kendimizi kuliste konseri bekler bulduk. Hani merak eden varsa diye söylüyorum; 7pf2p kulisi şöyle oluyor:


İşte siz konserin başlamasını beklerken, biz böyle zibidilikler peşinde koşuyoruz.
Konser anını anlatmaya gerek var mı bilmiyorum, yine bir seyirciyle bütünleşme söz konusuydu. Ama ben buradan özellikle Have a Cigar çalarken sahneye sigara atan arkadaşlara, ve Wish You Were Here çalarken arkadaşına dönüp "Ben bu şarkıyı yazdığımda, yıl 1977..." şeklinde konuşmalar yapan kardeşime selam ediyorum, düşündükçe gülüyorum:)
Ve benim için bütün konser aslında biste çaldığımız Dogs'tan ibaretti, bunu da itiraf ediyorum. Uzun zamandır çalmamış olmanın coşkusu, seyircinin gazıyla birleşince, bir baktım ki cümleten kendimizi şarkıya adamışız, kendimizden geçmişiz...
Konser bitince toparlanıp gitmemiz lazım, tabii ki son bir Purple Rain dinledikten sonra vuku bulacak toplanıp gitme hadisesi. Çalan şarkıların sözleri değiştirilmeye başlıyor, küfürler havada uçuşuyor, seviye iyice düşüyor, yine yine zibidilik peşindeyiz, ve elbette yine çorbacıya gidiyoruz. Çorbacıdaki insanları da (ki gittiğimizde pek insan kalmamıştı zaten) seviyesiz geyiklerimize boğduktan sonra otobüsümüze biniyoruz, ve o andan itibaren hepimiz için Yol=Uyku denklemi geçerli oluyor...

Ankara konserini rujuyla Nil İpek bildirdi, bir sonraki konserde görüşmek üzere!
12 Temmuz 2009 Pazar
LifeRoof Konseri: Davulcüce
Aslında her zaman İstanbul'da farklı mekânlarda konser vermek istiyoruz, fakat şimdiye kadar sahneye sığma sorunu birinci endişemiz oldu. O nedenle de gelen tekliflere hep şüpheyle baktık. Tuncay (sağolsun) sahneye sığamama ön yargımızı LifeRoof konseri önerisiyle kırmış oldu. (Opus'un sahnesine sığan 7PF2P her yere sığar diye bir atasözü de uydurmuştuk gerçi ama yine de endişe vardı).
Sonuçta hiç de fena olmadı gibi.
Konser...
Mekândaki ses sisteminin bizim için yetersiz kalması nedeniyle ses meendisimiz Görkem bin bir hünerini göstermek durumunda kaldı (davula 2 (yazıyla iki) mikrofon koyduk, normalde 7 (yedi) monitör kullanırkan üç taneyle yetindik, aynı mikrofona iki kişi vokal yaptık vs).
Tüm bunların üzerine yaz ortasında floydianlar ne kadar katılım yapar endişeleri de yok değildi hani.
Neyse... çalarken eğlendik, iyi vakit geçirdik, görebildiğimiz kadarıyla gelenler de memnun duruyordu. Dahası, konser sonrasında, 7PF1P+1 Görkem+1 Emir'in danslarıyla henüz enerjisini tüketememiş seyircilerle yaptığımız dans figürleri de cabasıydı (emir'in robot dansını kaçıranlar için tekrarı olur mu bilemiyorum). Haa bir de tabii dört yanı açık terasın iki farklı yönünde, gökyüzünden bize yaklaşan "perfect storm"un gerçekleşmemesi de hayırlı bir olay oldu.
Seyirciler arasından, ilk olarak Babylon Konseri'nde duyduğumuz "nanik pink floyd" nidaları burada da duyuldu. Sonradan anladığımız üzere "Learning to Fly" isteyenlerin sesiydi bu. Kıramadık kimseyi, hazırlanmamış olmamıza rağmen çaldık.
Başıma gelen ufak tefek aksaklıkları da burada tarihe geçmesi adına yazıyorum:
(Konserin ikinci yarısında (Time'ın girişinde) hayatımda ilk defa davul derisi patlattım. Normalde alıştığım iki altolu davul düzeni yerine bu konsere özgü tek altoyla çalmak zorunluluğu, patlak deri sorunuyla birleşti. Great Gig In The Sky'ın girişinde floor tom'u ters çevirip patlak deriyi bantladım ve davulun girdiği yere yetiştim. Bis sırasındaysa Echoes'da kick pedalın topuzu vidasından kurtuldu. Yine davulun girişine kadar vida ve somunuyla cebelleştim. Bir şekilde halloldu.)
Sonuçta endişeli başladığımız bir konseri rahatlamış bir biçimde bitirdik.
Gelen herkese çok çok teşekkürler...
Davulcüce
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
