12 Temmuz 2009 Pazar
LifeRoof Konseri: Davulcüce
4 Haziran 2009 Perşembe
Sekiz günde iki konser..
Öncelikle Studio Live konseri.. İstanbul konserlerine tam kadro çıkmayı başarabiliyoruz. İstanbul dışı konserlerde ise bunu yapabilmiş değiliz henüz. Her ne kadar konsere tam kadro çıktıysak da öncesinde bir provayı bile tam kadro yapamamış olmamız, ve hatta az sayıda prova yapabilmiş olmamız, bizi konser öncesi endişelendirdi aslında. Ama konserde bunun eksikliğini çok çekmedik, eksik olan şey daha çok ilk iki parçadan sonra çalışmamaya karar veren vokal monitörü oldu. Uzak monitörlerden aldığımız seslerle konseri tamamladık, umuyoruz ki Mayıs sonu için güzel bir sayıdaki seyirci bunu çok hissetmemiştir. Bizim açımızdan bakarsak, verdiğimiz en keyifli Studio Live konserlerinden biri oldu. Sonlara doğru kendi sesimizi duymakta zorlandık, bizim bu işi yapmamızın yegane sebebi olan bu coşku için teşekkürler!
İzmir'e gitmek için Cuma akşamüstü hepimizi evlerimizden alan super lux sanatçı karavanı bizi Atatürk havaalanında özel uçakların bulunduğu piste götürdü. VIP passını unutan bir arkadaşımız olmasına rağmen, kapıdaki güvenlik bizi tanıdığından gülümseyerek "buyrun, hoşgeldiniz" dedi. Enstrümanlarımız zaten İzmir'e inmişti, souncheck için sahne hazırlanıyor olmalıydı. Bir buçuk saat sonra Alsancak'ta olacaktık.
Sonra uyandım.
İzmir konseri için yine daha önce yaptığımız gibi sabah erken saatlerde Çağlayan'a, stüdyoya gitmemiz gerekiyordu. Acaba bu defa zamanında yola çıkabilecek miydik? Şaka yapıyorum, öyle bir şey tabi ki mümkün değil. Ama kendimizi geliştiriyoruz, sadece 45dk gecikme ile, eşyalarımızı minibüse yüklemiştik ve yine yoldaydık işte. Sekiz küsur saat sonra Alsancak'a vardığımızda Opus Bar'ın bulunduğu 1453 sokakta insanlar içkilerini yudumlarken bir yandan da yolun ucundan güneşi batırıyordu. Souncheck'te işine ara veren güzel İzmir'i biraz olsun tatmaya çalışıyordu.

Sahne bizim gibi bir grup için biraz küçük olmakla beraber, daha küçük yerler de gördüğümüzden, çeşitli yan formüllerle sahneye sığmayı başarmıştık. Bir gün gelecek, deve güreşi formasyonunda konser vermeyi de öğreneceğiz. O zaman çıkamayacağımız sahne kalmayacak.

Konser harikaydı. O sıcakta bizi dinlemek için kapalı bir bara girmeye ikna olan, ve bununla yetinmeyip her şarkıya eşlik eden İzmir seyircisi, bazı noktalarda unuttuğumuz şarkı sözlerinde de kurtarıcımız oldu :)
Soundcheck boyu giderilemiyen bir teknik arızadan sonra ses mühendisimiz Görkem bu hale geldi yalnız. Tekrar kullanılamayabilir, endişeliyiz.

Vee bir güzel sürpriz de, Küçük Prenses'in doğumgünü olmasıydı :) Pasta kestik, eve gitmeden önce çorbacıda yediğimiz tahinli pide ile de üstlük yaptık, göbeklerimizi de ihmal etmemeliydik.
Sabah Alsancak'ta yaptığımız kahvaltı bize neden burda yaşamıyoruz diye sordurttu. Her İzmir'e geldiğimizde bu oluyor, bu da kaçınılmazlardan. Malesef geçen İzmir konserimizden daha kısa planlamıştık bu ziyaretimizi, öğle saatlerinde yola çıktık, gözlerimiz arkada.. Güzel İzmir...

Dönüş yolunda Akhisar'daki Köfteci Ramiz'in tuvalet kapısının önünde çektiğimiz şu fotoğrafı da paylaşmadan edemeyeceğim. Baget, pena, teller ve imzalar orijinaldir.

Mutlu yıllar Pili :)
29 Nisan 2009 Çarşamba
Bir Bahar Gecesi Bir Başka Ankara Macerası
Şehirdışı konserlerden alışık olduğumuz üzere ufak bir gecikmeyle yola çıktık. Yoldaki “rahatlamış”lığımız yine aynı düzeydeydi; şakalar, komiklikler, kendini bilmezlikler. Tabii ortaya bir de akustik gitar çıkarınca işler gerçekten çığırından çıktı. En son tek akustik gitarda 6 kişinin çalması için besteler yapıyorduk. Neyse ki zihin sağlığını seven bir dostumuz gitarın akordunu tamamiyle bozdu, biz de gitarı kaldırıp konuşmaya yüklendik. Gerçi şimdi düşündüm de, iki durum da bir ayrı fena =) İlk molayı verdik, karnımızı doyurmuş olmanın verdiği neşeyle yolun ikinci yarısında grupçak uykuya daldık.
Uyandığımda Ankara’ya girmek üzere idik, lakin benim gözler tavana sabitlenmiş, hangi hareketlerle bu habis mide bulantısını geçirebileceğini hesaplıyordu. Yaptığım herhangi bir göz hareketi, pek tabii ki, mide bulantımı geçirmedi. Bu halde mekanın kapısına kadar geldik. Mekanda yatacak bir yer aramaya başladım hemen. Sonrasındaki 2-3 saati hatırlamıyorum. Alet-edevat kuruluyor dediler bana.
Kalktığımda sound-check sırası bendeydi. Esasen kontrol edilecek bendim o noktada. Kalktım, baktım kalkmak iyi bir hareket değil, oturdum gerisingeri. Soundcheck için 5 dakika bile dayanamadım, bir başka mide bulantısı akınıyla perişan olmuştum, kendime yeni bir yatacak yer aradım. Konserden umudum yoktu, yükselen ateşimin de etkisiyle büyük bir sıkışıklık-çaresizlik-“gece ne yapıcaz yahu bu halimle” hissiyle daha fazla dönüp duruyordum. Elime geçen her ilacı arka arkaya attım, biraz daha yatmak, biraz daha az titremek için daha uygun yerleri aklımdan geçirmedim. Müzik dışı bir sound-check zamanı gerçekten insanı çok donuklaştırıyormuş, onu öğrendim.

Konser bitti, sonrasında çok mutlu mesut bir şekilde sahneden indik, coşku hala sürüyordu. Hiçbir “kendine fazla yüklenme” etkisine maruz kalmadan uyandık sabaha. Paylaşılan coşku böyle bir his işte. O anda deselerdi ki “Kaz Dağları’nda konser varmış bu gece, hadi gidiyoruz”, hiç düşünmeden yola koyulurduk gibi geliyor bana (neden Kaz Dağları örneğini verdiğim kendim için de bir muamma). Özellikle şehir dışı konserlerde bu hisle hareket ediyor olmak bana çok önemli gibi geliyor, saygıyı temel alan bir projede paylaşımı devamlı görebilmek ve hissedebilmek motivasyonların en büyüğü zira.
Bu yazının bunca kişisel olmasının nedeni esasen bu yolculuğun konser günü hastalanan bir adamın bile o günün atmosferiyle hayat bulması, neşelenmesi, etrafına neşe saçabilmesini gösterme isteğimdir. Gelen, o atmosferi yaratan ve bizimle paylaşan herkese çok teşekkür ederim.
Tüm bu olup biten şu şarkılar üzerinden kuruldu: Sheep-Welcome to the Machine-Have a Cigar-In the Flesh-ABITW Part I-The Happiest Days of Our Lives-ABITW Part II-Nobody Home-Learning to Fly-Pigs-Shine on Part I-II-Dark Side of the Moon-Pigs on the Wing Part II+Mother-Young Lust-Hey You-High Hopes-Wish You Were Here-Comfortably Numb
Bis: Echoes-Run Like Hell.
19 Nisan 2009 Pazar
7PF2P Tekrar Ankara'da: 24 Nisan Cuma Dibsahne
Şubat sonunda kartopu oynayarak, kitap okuyarak vb çeşitlilikte işlerle meşgul olarak gittiğimiz Ankara'dan güzel anılarla dönmüştük (bakınız Şubat ayı blogu). Bu kez, bir bahar günü 24 Nisan'da DibSahne'deyiz.
İki Afiş Arasındaki Farkları Bulunuz!Aşağıdaki iki afiş arasındaki ufak tefek farkların yanında bizim playlistte de bilimum değişiklikler var. Bakalım, neler olacak, hep beraber göreceğiz!
Sevgiler
Unutmadan!
Kapı Açılışı 22:00.
Konser Başlangıcı 23:30
6 Nisan 2009 Pazartesi
Garanti Kültür Merkezi ve mendiller

7 Pink Floydlar ve 2 Prenses söz konusu olduğunda, belli konserler dışında onları "ağırlıyor" olma hissi çok hoşuma gidiyor. Geçen sefer bu hissi İzmir konseri doğurmuştu, bu sefer ise Boğaziçi Üniversitesi'nde vereceğimiz konser aynı heyecanı yaratıyordu. Gerçi aramızda Boğaziçi Üniversiteliler vardı, hatta Boğaziçi Üniversitesi'nde lisansüstü öğrenim gören bile vardı, ama lisans öğrencisi bir ben olduğum için, biraz da yurdum Garanti Kültür Merkezi'nin hemen yanında olduğu için fazlasıyla ev sahibi hissediyordum kendimi.




Playlistin sonu, beklemediğimiz bir bis isteği... Kısa bir düşünme sürecinden sonra tekrar sahnedeyiz, Echoes çalıyoruz. Biz geri vokalistlerin pek bir görevi yok şarkıda, ama yine de keyifli o an sahnede grubun bir parçası olmak. Konser bitiyor, selam veriyoruz, yorgunluğumuzu gece ilerledikçe hissedeceğiz, o an iyiyiz, mutluyuz.
Zaten muhtemelen yorgunluğu hissetsek bile bu yorgunluktan keyif alacağımızı biliyoruz. Boğaziçi Üniversitesi Müzik Kulübü'ne çok teşekkür ediyoruz, bize bu konseri verme imkanını sağladığı için.
Fotoğrafları çeken Seda'ya da ayrıca teşekkürler.
18 Mart 2009 Çarşamba
Tekrar Boğaziçi'nde...
Yaklaşık 2 yıl kadar önce (tam olarak 675 gün önce) Boğaziçi Üniversitesi'nde bir konser vermiştik, anneler günüydü. Annem de oradaydı, sanırım Ceki'nin annesi de vardı ve biz Mother çalmıştık. İşte o konserden tam 689 gün sonra tekrar Boğaziçi Üniversitesi'ndeyiz. Lilipek'e yaptığımız "GMK'de konser" baskıları meyvesini verdi nihayet: 1 Nisan 2009'da Garanti Kültür Merkezi'ndeyiz.Bir süredir düşünüyorum, Boğaziçi'nde okuduğum yıllarda, ki yaklaşık 1991 ila 1996 yılları arasına tekabül eder, müzikle ilgim ve alakam sadece "dinleyici" konumuna indirgenmişti (böyle edilgen falan fiil ama ben indirgemiştim yahu, kendi kararımdı yani). Bugünlerde "şimdiki aklım olsa" falan diyorum "şöyle yapardım, böyle yapardım". Pek öyle olmuyor tabii, neyin ne zaman olacağı bilinmiyor. Demek ki içimde bir ukteymiş. Neyse, ben de "en azından bir şekilde döndün, konser veriyorsun bak!" şeklinde kendini avutmaya çalışan insanı oynuyorum. (Bu blog yazıları insanı duygusal mı yapıyor nedir?)
Sonuçta öyle ya da böyle, tekrar okulda olmak güzel şey! Teşekkürler BÜMK...
Gelenlerle orada görüşmek üzere.
Sevgiler
5 Mart 2009 Perşembe
Ankara

Kartopundan sıkılınca adam olduk, efendi olduk. Gazete okuduk, uslu uslu oturup birbirimize fıkralar anlattık.

Ve Dib Sahne. Eski bir bina, yerlerde eski taş karolar hala duruyor. Bayağı elden geçmiş, ama o eski bina dokusunu hala hissedebiliyorsun. Kanımız ısındı hemen. Sahne öyle bir köşede ki, mekandaki herkes görebiliyor. Kolonun arkasında kaldım, grubun yarısı görünmüyordu gibi dertler yok.
Soundcheck biraz uzun sürdü. 320'yi ver 400'ü al derken saat 9'u bulmuştu yanılmıyorsam. Bize ancak bir yemek zamanı kaldı.
Bu arada gittiğimiz kebapçı saat 10'da dükkanı kapattı. Tunalı Hilmi'de yukarı aşağı yürüdük, insan göremedik. Aramızda pek Ankaralı da yok, bu sessizlik neye işarettir bilemedik. Dib'e bir endişeyle girdik. Mekan dolu. Anlayamadık ama olsun. Underground yaşıyor bu Ankara :)
Konser.. Seyirci muhteşem, onlar söyledikçe biz coştuk. Burada kelimelere gerek yok. Çeşitli sitelerinde yorum yapan arkadaşlar sağolsun, anladık ki güzel konser olmuş :)


Sahne sonrasında kendimizi dansa bıraktık. Birileri tren bile yaptı. İzmir konserinde yeterince tren yapmış olan 7PF2P bu olaya pek tamah etmedi. Allah tarafından. Sabah 7'den beri ayaktaydık, yorgunluk ve uykusuzluk dayanma sınırlarımızı zorluyordu, otel ve yatak ise sadece 5 dk mesafedeydi. Ama hala hızımızı alamamıştık, bir çorbacıyı şiddetli ve düzey yoksunu konser geyiklerimize boğduk. Maalesef bir de seyircimiz oradaymış, yarım saat bu saçmalığa maruz kaldıktan sonra konser için bize teşekkür etti. Sağolsunlar, Ankaralılar çok nazik insanlar. Asayiş zedeleyici herhangi bir sınırı aşmadan otel odalarımıza, hem de eksiksiz, varabilmiştik. Hayat mucizelerle dolu.
Şu Ankara-İstanbul yolunun toplam kilometre - ortalama hız - toplam saat ilişkilerini dönüşte de çözemedim, kesin bi tutarsızlık var. 12'de yola çıktık, İstanbul'a vardığımızda saat 8'di. Ben bir iş toplantısı için sabah Ankara'ya gidip, toplantı yapıp, öğleden sonra İstanbul'da ofise döndüğümü bilirim. Bu defa kartopu da oynamadık halbuki, geceki konser kayıtlarını dinledik. Ben en son gittiğimden beri uzamış bu yol, kesin. Neyse.
Keyfimize diyecek yok. Konserler hep böyle olsun :)
